Full width home advertisement

İlginç Olaylar

Suç ve Suçlular

Adliye Haberleri

Post Page Advertisement [Top]


Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görev yapan milletvekillerinin kaldığı TBMM lojmanlarında 24 Haziran 1991'de işlenen cinayet 30 yıldır çözülemedi.


Adli Araştırma - Bundan tam 30 yıl önce, Kurban Bayramı'nın 2. günü, 24 Haziran 1991'de 24 saat polis gözetiminde olan TBMM lojmanlarında cinayet işlendi. Dönemin SHP'li İzmir milletvekili Erol Güngör'ün 21 yaşındaki oğlu Mustafa Güngör meclis lojmanlarının 6. sokağında ailesiyle beraber kaldığı evde ölü olarak bulundu. Genç adamın cesedinde yapılan incelemelerde boğulduğu, bıçaklandığı ve silahla vurulduğu tespit edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk olan bu olay yakın dönem basınına "Lojman Cinayeti" ve "TBMM Lojman Cinayeti" olarak geçti.


Türkiye'nin yasa yapıcılarının yaşadığı lojmanlarda işlenen bu cinayet, 1991 yılında herkes tarafından kısa sürede çözülebileceği kanısını uyandırmıştı. Polis tarafından sürekli gözetim altında tutulan, seçilmiş milletvekillerinin yaşadığı lojmanlarda işlenen bir cinayetin çözülmesinin hızlı olacağı bekleniyordu. Ancak baba Erol Güngör'ün verdiği 30 yıllık mücadeleye rağmen cinayet henüz çözülemedi.


TBMM lojman cinayetinde ceset nasıl bulundu?

Gazi Üniversitesi'nin Uluslarası İlişkiler bölümünde okuyan Mustafa Güngör 2 metre 4 santimlik boyuyla oldukça dikkat çeken yapılı bir gençti. Basketbol oyuncusuydu. Ailesinin Çeşme'ye gitmesinin ardından kız arkadaşı 19 yaşındaki Çiğdem Taşkıran'la yedikleri yemek yemiş ve Kurban Bayramı'nın ikinci günü lojmanda bulunan evde buluşmak için sözleşmişlerdi. Taşkıran sözleşmelerine uyarak bayramın 2. günü 14 yaşındaki erkek kardeşini de yanına alarak söz konusu eve geldi. Kapıyı çalmasına rağmen açan olmayınca arka kapıya yöneldi. Kapının açık olduğunu fark edince kardeşiyle beraber içeriye girdi. Mustafa Güngör'e seslenerek evin odalarını tek tek gezmeye başladı. Güngör'ün cevap vermemesinin nedenini yatak odasına girince anlayacaktı. 21 yaşındaki Mustafa yatakta kanlar içerisinde ölü olarak yatıyordu.


Cesedi görmesinin ardından panikleyerek olay yerinden kaçan Taşkıran olaydan tam 11 saat sonra cesaretini toplayarak polise ihbarda bulundu. Yaşadığı panik ve ihbarı geç yapması nedeniyle polis tarafından kardeşiyle beraber şüpheli olarak ele alındı. Ancak iki kardeş ailesinin tutucu olduğu gerekçesiyle bu şekilde davranmak zorunda kaldıklarında ısrar ettiler. Genç kız cinayeti gördükten sonra baba Erol Güngör'ü de aradığını söylemiş ancak anne Ümran Güngör'ün telefonu açmasıyla nasıl söyleyeceğini bilemediğini söyleyerek telefonu kapattığını da söylemişti. Erol Güngör bu iddiayı doğruladı. 


Cinayetle ilgisi olmadığı anlaşılan iki kardeş serbest bırakıldı. O dönem gazetelerde Çiğdem Taşkıran'ın yalan makinesine bağlandığı ve doğru söylediği iddiaları sıkça gündeme getirildi. Zaten genç kadının 2 metre boyundaki yapılı bir genci 14 yaşındaki kardeşiyle beraber öldürmesi mümkün değildi. Üzerinde oluşan medya ilgisi genç kadının bir süre sonra çok sayıda hap içerek intihar etmeye çalışmasına yol açtı. Yapılan müdahale sonucu kurtarıldı.


Erol Güngör'den oğlunun ölümü bir süre saklanıldı. Mustafa'nın kaza geçirdiği şeklinde bilgi verilse de baba dönemin Ankara Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'i arayacağını söylemesinin ardından ölüm itiraf edildi. O dakikadan sonra babanın on yıllarca sürecek mücadelesi başlamış oldu.


Bıçaklandı, boğuldu ve vuruldu

Adli tıp uzmanları babaya, 21 yaşındaki gencin boyun ve göğüs bölgesine aldığı bıçak darbelerine bağlı olarak hayatını kaybettiğini söyledi. Yapılan otopside Mustafa'nın sol burun deliğinden girip kafasının arkasından çıkan bir kurşunla vurulduğu da ortaya çıktı. Babanın şüpheyle yaklaşmasıyla beraber başka adli tıp uzmanlarından da destek alınmaya başlandı. Olaydan 2 yıl sonra polisler tarafından çekilen videoyu izleyen adli tıp uzmanları Mustafa'nın boğulduğunu da fark etti. Bu durum babanın haklı olduğunu gösteriyordu. Cinayet raporunda Mustafa'nın ölüm saati, edilen ateşin ne mesafeden edildiği veya tam ölüm sebebi yer almıyordu. Mustafa hem boğulmuş, hem bıçaklanmış hem de kurşunlanmıştı ancak neden öldüğü tam olarak belli değildi. Üstelik boğulduğu olaydan 2 yıl sonrasına kadar bilinmiyordu bile.


Olayda ateşli silah kullanıldığının ortaya çıkmasının ardından polisler cinayet mahaline tekrar giderek kovan aradı. Mustafanın cesedi ise röntgene sokularak mermi çekirdeği arandı. Ancak cinayeti işleyenler geride ne mermi çekirdeği ne de kovan bırakmıştı. Bu durum silahın ruhsatlı olduğunu kanısını güçlendiriyor, kovan veya çekirdek bulunursa cinayeti işleyenlerin saptanabilirdi.


Genç adamın cesedinde sadece iç çamaşırları vardı. Bu kapıyı kendisinin açtığı ihtimalini devre dışı bırakıyordu. Olay yerine giden polislerden biri olaydan bir yıl sonra babaya evin kapısında levye izleri bulduklarını söylemişti ancak bu iddia kayıtlarda hiçbir zaman kendisine yer bulamamıştı.


Rujla yazılan yazılar ıslak yastık kılıfları

Polisin cinayet mahalinde yaptığı incelemelerde banyoda aynaya ve mermerlere "SAYA-SGY, RG ve SSG" harfleri yazılmış olduğu belirlendi. Ruj kullanılmasının ortaya çıkmasının ardından polis cinayetin aşk cinayeti olabileceği ihtimali üzerinde durmaya başladı. O dönemin medya kurumları da Mustafa'nın çok çapkın olduğu yönünde haberler yapmaya başlamıştı. İlk olarak kız arkadaşından şüphelenildi ancak onun yazmadığı kısa sürede kanıtlandı. Bir süre sonra yazıların kafa karıştırmak adına özellikle yazıldığı yönünde algı oluştu.


Cinayet mahalinde dikkat çeken bir başka detay ise küvette yer alan ıslak yastık kılıflarıydı. Adli araştırmacılar bunun daha sonra parmak izlerini silmek adına yapıldığına kanaat getirdi. Yazı yazılan söz konusu rujdaki parmak izleri de silinmişti.


Mustafa Güngör cinayetinde katile ulaşmayı sağlayacak tek bir delil bulunamamıştı. Katiller, milletvekillerinin yaşadığı ve çok sayıda polisle korunan lojmanlara girmiş, 2 metreyi aşkın boyuyla sporcu olan Mustafa'yı hiç direnme belirtisi göstermeden öldürmüş ve ellerini kollarını sallayarak lojmandan ayrılmıştı.


Erdal İnönü'nün mektubuyla ifade verdiler

Lojmanda sabit duran polislerin yanı sıra sürekli devriye gezen polisler de bulunuyordu. Söz konusu dönemde görev yapan polisler ifadeye çağrılmadı. Sokakta veya sokağın yakınlarında o dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, Başbakan Yardımcısı Mehmet Keçeciler'in, Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'in de evi vardı.


Olayın yaşandığı bölgedeyi insanların ifadelerine başvurulması gerekirken dokunulmazlıkları olduğu gerekçesiyle kimseye soru sorulamadı. Hiçbir milletvekili de hali hazırda ifade vermeye gönüllü olmamıştı. SHP Genel Başkanı Erdal İnönü bu durumun ardından tüm milletvekillerine mektup göndererek ifade vermelerini istemiş, bu mektupların ardından bir kaç milletvekili gidip ifade vermeye razı olmuştu.


PKK'ya katılan milletvekili çocukları

Erol Güngör Ankara'nın göbeğinde ve direkt milletvekili ailesine karşı işlenen böyle bir suçun cezasız kalmayacağı düşüncesiyle bir süre harekete geçmeden bekledi. 20 günün ardından ortaya bir ipucu çıkmaması kafa karıştırıcıydı. Böyle ilginç bir dönemde daha ilginç bir olay yaşandı. ANAP'lı 2 milletvekilinin çocuklarının PKK'ya katıldığı yönünde çok sayıda haber gündeme düşmeye başlamıştı. Muş Milletvekili Mehmet Emin Seydagil'in oğlu 15 yaşındaki Ümit Seydagil ve Bitlis Milletvekili Muhyettin Mutlu'nun 19 yaşındaki oğlu Şadi Mutlu.


Öcalan yakalandıktan sonra konuştu

Muhyettin Mutlu o dönem çocuğunun PKK'ya katılmadığını kaçırıldığını öne sürse de 1 yıl sonra ortaya çıkan çocuklardan Ümit Seydagil arkadaşına uyarak PKK'ya katıldığı yönünde konuşmuştu. Üstelik Öcalan yakalandıktan sonra DGM'de verdiği ifadesinde Muhyettin Mutlu'nun yanına gelerek yanında bulunan oğluna karşı yardım teklifinde bulunduğunu, oğlunu vererek yardımını aldığını söylemişti.


Ev aileye haber verilmeden boşaltıldı

Olay yerinin görüntülerini isteyen Güngör'e bu videolar teslim edilmedi. Milletvekilliğini kullanıyor imajından kaçınmak için milletvekilliğinin bitmesinin ardından savcılığa başvurarak bu videoları alabildi. Bu videolara eriştikten sonra polislerle beraber izledi. Olay yerinde dikkat çeken bir yüzük fark ettiler söz konusu eve giderek yüzüğü arasalar da bulamadılar. Güngör yüzüğün videosunu Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar fakültesine götürdü ve genellikle doğuluların kullandığı "4 taşlı şövalye" olarak bilinen bir tür olduğunu öğrendi. Üniversite'nin tespitine rağmen bu bilginin üzerine gidilmedi.


Erol Güngör'ün tüm çabalarına rağmen olayda en ufak bir gelişme yaşanmadı. Ailenin talebiyle cinayetin işlendiği ev 4 yıl boyunca muhafaza edildi ancak yine aileye haber verilmeden ev boşaltıldı. Bundan 1 yıl sonra Erol Güngör'e Meclis Başkanlığı'ndan gelen bir yazıyla evin boşaltıldığı ve değerli eşyalarının bozulmaması için depodan alınması gerektiği bildirildi.


İçişleri Bakanı: Olay çok kozmik

1999 yılında İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş'ın katıldığı bir etkinliğe katılan baba Erol Güngör, bakana cinayeti sordu. Bakan cinayetin üzerine gideceğini söyledi. Aradan geçen bir ayın ardından Kutlu Aktaş açıklama yaparak 2 cinayetle ilgili gelişme yaşandığını söyledi. Bu 2 cinayette öldürülenlerden biri Uğur Mumcu diğeri ise Mustafa Güngör'dü. Bakan kelimesi kelimesine "İki cinayetle ilgili çok önemli gelişmeler ve ipuçları var, biri Uğur Öumcu, diğeri Lojman Cinayeti'yle ilgili. Ama her ikisi için de kesinlikle bilgi verilemez, çok gizli, kozmik çok kozmik" ifadelerini basın karşısında kullandı. Güngör'ün durumdan haberdar olması ve araması üzerine Bakan'ın konuyla ilgili verdiği cevap; "Sana da bilgi veremem ama yazılanların hepsi doğru" diyecekti.


Babanın tüm uğraş ve mücadelelerine rağmen katiller bir şekilde korunuyordu ve dosya zaman aşımına girmek üzereydi.


Cinayet itirafı geldi

Cinayetin işlenmesinden tam 20 yıl sonra, 2011 yılında dosya zaman aşımına girip kaldırılacakken Abdullah Gökalp isimli bir kişi cinayeti ANAP'lı 2 vekilin çocuğuyla birlikte işlediğini öne sürdü. Gökalp ifadesinde Mustafa'nın eski Devlet Bakanı A. G.'nin damadı G. Ö.'nün eşiyle ilişkisi olduğunu duydukları gerekçesiyle, G. Ö. tarafından azmettirilerek öldürdüklerini savundu. Gökalp ifadesinde cinayeti işlerken 6 kişi olduklarını söyledi. Bu kişilerin hali hazırda konuşulan ANAP'lı vekillerin çocuklarının yanı sıra bu çocuklardan birinin kardeşi ile Eyüp ve Yaşar isimli 2 kişinin daha olduğunu söyledi. Savcılık olayla ilgili olarak 5 kişiye yönelik soruşturma başlatırken baba Güngör de kişilerden şikayetçi oldu. Gökalp kendisinin ve ailesinin can güvenliği sağlandığı takdirde ifade vereceğini söyledi. Mahkeme  eski Bingöl milletvekili İ. B., Eski Malatya Milletvekili İ. A. ve Eski Devlet Bakanı A. G.'nin tanık olarak dinlenmesi yönünde karar beyan etti.


Nasıl öldürdüklerini anlattı

Mustafa Güngör'ün yatakta yüzüstü yatar şekilde bulduklarını söyleyen Gökalp, Güngör'ün üstüne çullanıp hareketsiz hale getirdiklerini söyledi. Yine Gökalp'in iddiasına göre, Mustafa'ya G. Ö.'yü tanıyıp tanımadığını, G. Ö.'nün eşiyle ilişkisi olup olmadıklarını sordular. Mustafa'nın 30 yaşındaki bir kadınla birlikte olduğunu ancak G. Ö.'nün eşiyle ilişkisi olmadığını yemin ederek söylemesi üzerine içlerinden birinin Mustafa'yı bıçakladığını savundu. Daha sonra Yaşar isimli kişiye Mustafa'yı banyoya götürmesini söylediğini ifade eden Gökalp, küveti su doldurduktan sonra suyla doldurdukları bir balonu susturucu niyetine kullandıklarını söyledi. Gökalp ayrıca rujla yazıları yazanın kendisi olduğunu da söyledi.


2021'de beraat etti

Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2021'de görülen son duruşmada "tasarlayarak ve kasten öldürme" suçlamasına karşın mahkeme inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle "Abdullah Gökalp"ın beraatine karar verdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bottom Ad [Post Page]