Full width home advertisement

İlginç Olaylar

Suç ve Suçlular

Adliye Haberleri

Post Page Advertisement [Top]



California'da 1920'lerde gerçekleşen Wineville Kümes Cinayetleri birbiri ardına gerçekleşen bir dizi cinayetin ihmaller eşliğinde ne gibi sonuçlar doğurabileceğini kanıtlayan bir olaydı.


Adli Araştırma - California'da 1920'lerin sonlarına kadar Wineville isimli bir kasaba yer alıyordu. İşlenen cinayetlerin ortaya çıkmasıyla beraber kasabanın ismi değiştirilerek Mira Loma ismini aldı. Wineville'nin ünlenmesini ve yaşayanların tek çareyi isim değiştirmekte bulmasının nedeni 1926 ile 1928 yılları arasında Wineville'de bir kümeste çocukların öldürüldüğünün ortaya çıkmasıydı. Cinayetler dönemin Amerika Birleşik Devletleri'nde muazzam ölçüde iğrenme duygusu yarattı. 


Angelina Jolie'nin baş rolünü üstlendiği Changeling (Sahtekar) isimli filmin senaryosu Wineville cinayetlerinden esinlenerek kaleme alındı. Filmin senaryosunu yazan senarist Michael Straczynski daha güçlü bir senaryo çıkarabilmek için arşivleri inceleme altına aldı. Daha sonra yaptığı açıklamada olayı incelerken karşıladığı cinayetler ve yapılan hataların gerçek olamayacağını, mutlaka bir yanlışlık olması gerektiğini düşündüğünü söyleyecekti.



Anne ve oğul Northcott


Kümes cinayetlerinin ortaya çıkışı

California eyaletinin güneyinde Wineville isimli bir kasaba yer alıyordu. Bu kasabada Gordon Stewart Northcott isimli adama ait bir kümes bulunuyordu. 1926 yılından itibaren Güney California'da kaybolan çocuklar çeşitli haberlerde yer almaya başlamış olsa da bun kayıplar rutin olarak değerlendiriliyordu. 1928 yılında polis tarafından bulunan öldürülmüş bir çocuk cesedi kayıplarla ilgili olarak bir bağlantı sunamaması nedeniyle unutulmaya yüz tuttu. Aynı yılın sonlarına doğru Kanada'da yaşayan Jessie Clark isimli bir kadın ABD Konsolosluğu'na giderek ihbarda bulununca işler değişmeye başladı.


Genç kadının iddiasına göre kardeşi 15 yaşındaki Sanford Clark, kuzeni 19 yaşındaki Gordon Stewart Northcott'un tavuk kümesinde çalışıyordu. Gordon Jessie'nin kardeşini sorduğu mektuplarına düzenli olarak cevap verip, kardeşinin çok iyi durumda olduğunu söylüyordu. Ancak Jessie tam olarak ikna olamamış halde kardeşini görmek için Wineville'e gitti. Kardeşini kuzeninin bahsettiğiyle alakasız halde buldu. Kardeşi düzenli olarak kuzeninin istismarına uğruyordu. Üstelik ablasına kümeste yaşanan tek sorunun bu olmadığını, Gordon'un kaçırdığı çocukları istismar ettikten sonra öldürdüğünü de söylemiş, kaçırılan bazı çocuklara dair detaylı bilgiler vermişti. Özellikle gazetelerde geniş ölçüde yer alan Walter Collins'in kaçırılması da bunlardan biriydi.


Walter Collins 1928 yılının Mart ayında en son sinemaya gitmek üzere evden çıkarken görülmüştü. Sanford Clark*, ablasına Walter'ın bir süre çiftlikte alıkonulduğunu, insanlar Walter'ı aramaya başladıktan sonra Gordon tarafından öldürüldüğünü söyledi. Üstelik sadece Walter değil 2 çocuk daha aynı kaderi paylaşmıştı. 


Jessie Clark bunları öğrendikten sonra Gordon'a durumu belli etmeden Kanada'ya geri döndü. İlk işi ABD Konsolosluğu'na giderek ihbarda bulunmaktı. Bu esnada ziyaretten şüphelenen Gordon Stewarth Northcott ve annesi Sarah Louise Northcott yakalanacakları endişesiyle kaçmaya karar verdi. Kanada'ya kaçmayı başaran ikili işledikleri suçlar nedeniyle ABD'ye iade edildi. Tüm bunlar olup biterken polisler Wineville'de yer alan kümese gitmiş ve araştırma yapmaya başlamıştı. Çalışmalar kısa süre içerisinde karşılığını verdi. Kümesin zeminine gömülmüş çuval içerisinde bir çocuk cesedi bulundu.


Wineville kümes cinayetleri itirafları

Bulunan çocuk cesedinin ilk başta Walter Collins'e ait olduğu düşünülse de Northcott sadece tek bir cinayet işlediğini onun da bir dönem yanında çalışan Meksikalı Alvin Gothea olduğunu söylemişti. Daha sonra yapılan incelemede cesedin gerçekten de Alvin'e ait olduğu ortaya çıktı. Gözaltında olan anne Northcott ise oğlunu korumak için çeşitli yalanlara başvurmuş ancak en sonunda Walter Collins'i öldürdüklerini de itiraf etmişti. Walter Collins'in cesedi hiçbir zaman bulunamamış olsa da dava sürecinde birçok ilginç gelişme yaşandı. Bunlardan biri Sarah Louise Northcott'un verdiği bilgiydi. Sarah'a göre Gordon kendi çocuğu değildi. Kocasının öz kızıyla ensest ilişki yaşamasının sonucunda dünyaya gelmişti. Sarah'ın bu ilgisiz ama ilginç bilgisi hiçbir zaman kanıtlanamadı.


Dava sonucunda Gordon 4 çocuğu öldürmek suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldı. Anne Northcott ise Walter Collins'in katili olarak suçlu bulundu ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gordon suçlu bulunmasının üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra idam edildi. Sanford Clark ise yargılanmadı ancak anne oğulun kendisini zorlayarak cinayetlere yardım ettirdiği gerekçesiyle ıslahevinde 5 yıl geçirmesine karar verildi. Sanford zorlama sonucu yardım etmiş olsa da suçun toplumda yarattığı etki nedeniyle ceza almıştı. 2 yılın ardından serbest bırakıldı ve Kanada'ya döndü.


 Walter ve Christine Collins


Kurbanın annesi akıl hastanesine kapatıldı

Toplumda büyük bir iğrenme duygusu yaratan cinayetlerin çözülmesi için polisin üzerinde büyük bir baskı vardı. Polis başarısızlıkla suçlanıyor ve işlenen cinayetlerde polisin beceriksizliği nedeniyle pay sahibi olduğu düşünülüyordu. Tam böyle bir ortamda bir dizi ihmaller silsilesi ve hatta görevi kötüye kullanma olayı yaşandı.


Anne oğul Northcott'un davası devam ederken Walter Collins'in annesi Christine Collins, oğlunun cesedi bulunamadığı için büyük umutlar besleyerek kendi oğlunu bulmak için çaba harcıyordu. Illinois'te bir çocuk polise giderek Walter Collins olduğunu iddia etti. Bu imajı zedelenen polis için bulunulmaz bir fırsat, çocuğunu arayan anne adına ise oğlunu bulmuş olma mutluluğuydu. Christine iddiada bulunan çocuğu California'ya getirtmek için tüm masrafları karşıladı. 


Çocuk California'ya geldiğinde ise Christine büyük bir şok yaşadı; gelen çocuk Walter değildi. Polise başvurarak gelen çocuğun kendi oğlu olmadığını söyledi. Yaşanan durum polisin imajını zedeleyeceği için kadın üzerinde baskı kuruldu. Kadın kabul etmese de çocuk Walter'dı. Dosyanın yeniden açılmaması, polisin haklı gerekçelerle zedelenen imajının daha fazla zarar uğramaması için kadının psikolojik sorunları olduğu iddia edildi. Bunun sonucunda akıl hastanesine yatırılmasına kadar giden süreç başlamış oldu.


Christine Collins akıl hastanesine kapatıldıktan sonra olay bir şekilde basına sızdı. Gazeteciler olayın üstüne giderek kadının serbest bırakılması için art arda haberler yapmaya başladı. Bu haberler manşetleri donatırken Walter olduğunu iddia eden çocuk da dayanamayarak film teklifi alabileceğini düşündüğü için Walter olduğunu iddia ettiğini açıkladı...


Sanford Clark Kanada'ya dönmesinin ardından yaşadığı tüm travmalara karşın hayatını olabildiğince normal yaşadı. II. Dünya Savaşı'na katıldı, sağ bir şekilde ülkesine döndü ve evlendi. Evlat edindiği 2 çocuğu büyüttü.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bottom Ad [Post Page]